Tasarım dünyasına “yanlışlıkla düşen” Tom Dixon, 20’li yaşlarının başında geçirdiği motosiklet kazası sonrasında sanat okulunu bırakarak, yeteneğini tasarım dünyasında kullanmaya karar verdi. Şimdi dünyanın en yetenekli tasarımcıları arasında gösterilen Dixon’ın bir sonraki adımı herkesin merak konusu… İtalyan mobilya üreticisi Giulio Cappellini ile çalışmanın gözlerini açtığını anlatan Dixon, hala bir tasarımcı olarak yerini bulmaya çalıştığını söylese de yaptığı tasarımlarla bu dünyanın en önemli isimleri arasında yer aldığı herkes tarafından kabul görüyor.
Ne zaman ve nasıl tasarımla tanıştınız?
Ben biraz geç geliştim. İlk normal işim, 18 yaşında Chelsea Sanat Okulu iç tasarım bölümünde teknisyenlikti. Bunu yapmanın oldukça kolay olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum.
Tasarıma ve kendi işlerinizi ortaya çıkarmaya ne zaman başladınız? O dönemde tasarım alanında uzun bir kariyer yapacağınızı düşünmüş müydünüz?
Bir milyon yıl geçse bile böyle bir şey olacağını düşünmezdim. Daha çok bir şeyler yapmakla ilgiliydim, çoğunlukla da kaynak yapmak. Tüm bunlar benim için hobiydi.
Tasarım üzerine eğitim almanın avantajı ya da dezavantajı olduğunu düşündüğünüz zamanlar oldu mu?
Bana göre bu, kısıtlamalar olmadan, kendi hatalarımı yapmama olanak tanıyan çok önemli bir avantajdı. Sonuç olarak kendi duruşumu geliştirdim.
Yaptığınız projelerden hangileri tasarımcı olarak gelişmenize en çok katkı yaptı?
İtalyan mobilya üreticisi Cappellini şirketinin başındaki Giulio Cappellini ile çalışmak gözlerimi açtı diyebilirim. Tasarımın ödüllendirildiği ve itibar gördüğü bir dünyaya açılan pencerem oldu.
1980’li ve 90’lı yıllarda tasarımcı, üretici ve perakendeci olarak kendi ürettiğiniz birçok projeyi hayata geçirdiniz. Bu deneyimden ne öğrendiniz?
Eğer bu işi biraz daha iyi biliyor olsaydım 1980’lerin başında çalışmak cesaret kırıcı bir deneyim olabilirdi. Ama iyi ki bunun farkında değildim ve pazarda yer almak için saf bir iyimserlikle ya da ihtiyaçtan bir çok şey yapmayı denedim. Kendi ekonomik üretim tekniklerimi geliştirdim. Bu dönemde yaptığım S sandalyeler kendi üretim gettomdan bir adım dışarı atmamı sağladı. Jack Light ise kitle üretimde inandırıcı girişim yaptığımı kanıtladı.
Habitat’a katılmaya nasıl karar verdiniz?
Habitat, iş hayatında doğru dürüst bir temel sağlamak için verilmiş bilinçli bir karardı. Bu süreçte herhangi bir eğitim ya da fon almadan tasarım, el sanatları, fabrika yönetimi, tasarım danışmanlığı, pazarlama, satış ve perakende konularıyla ilgilendim. Açıkçası, bu sürdürülemezdi ve büyümenin zamanı gelmişti.
Habitat’taki deneyimlerinizden en çok ve en az neden keyif aldınız?
En çok yılbaşı partilerini sevdim. Vietnam, Hindistan, Çin, Polonya, Portekiz, Brezilya ve Tayland gibi üretimin güzel dünyalarına seyahat ettim. Ama tüm gün süren toplantılarla ve nihayetinde kendimi tekrarlamakla baş etmek zordu.
Tom Dixon Ltd markasını nasıl ve neden kurdunuz? Ne başarmayı umuyordunuz?
1983’ten beri farklı formatlarda tasarım yapan bir şirkete zaten sahiptim. Ama bu şirket Habitat’ta çalıştığım süreçte kış uykusuna yatmıştı. Son olarak Artek ve Tom Dixon olmak üzere iki markayı ve danışmanlık işi yapan Design Research isimli tasarım stüdyosunu bünyesinde barındıran bu şirket Art and Technology ismiyle hayat buldu. İsveçli bir yatırım şirketi tarafından fonlanan ve bu yapıyla Tom Dixon bir insandan, bir markaya dönüştü. Aslında moda sektöründe pek alışılagelmiş bir durum değil ama benim bu yapıda kendim için küçük bir hissem var.
Tom Dixon Ltd için yaptığınız ürünler tasarımcı olarak sizi nasıl etkiledi?
Hala temel olarak malzeme ve süreçlerle motive oluyorum. Ama bu meşguliyetim gelişiyor. Hala basınçlı kalıplama, bilgisayarlı üretim sistemlerini araştırıyorum.
Bir tasarımcı olarak amacınız nedir?
Gerçekten bir tasarımcı olarak sadece yerimi bulmaya çalıştığımı hissediyorum. Binalar, motosikletler, kitaplar, bahçeler, diskotekler, su arındırma sistemleri gibi daha önce denemediğim çok daha fazla şey tasarlamaya çalışıyorum.
Çalışma tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
Tasarımcı olarak çalışırken, tasarlama sürecinden ziyade asıl ilgimi çekenin icat etmek, mühendislik ve pazarlama olduğunu fark ettim. Bence etkin tasarımcılar tüm bu zincirle ilgilenme eğilimindeler. Artık tasarımcılar cisimlerin şekliyle ve kendilerinin bu süreçteki kişisel gelişimiyle daha çok ilgileniyorlar. Bence iyi bir tasarımcı tüm bu elemanları bir araya getirmeyi başarabilendir. Malzemeyi anlayıp, fonksiyonelliği geliştirme inancını bununla bir araya getirdikten sonra tüm bu deneyimle ürünü şekillendirir.
Artek’e katılmayı neden düşündünüz? Buradaki rolünüz nedir?
1934’te modern akım mimarlarından Finlandiyalı Alvar Aalto tarafından kurulan Artek, kendi orijinal formunu koruyarak modern alanda çalışan belki de tek şirkettir. Olağanüstü kültürel ve tarihsel mirası ve Fin toplumunda eşsiz bir konumu var. Ama yine de yeni ürünler ve düşünceler geliştiremezse yok olur. Bu benim için inanılmaz bir mücadele ve ahşap konusunda bilgilenmek için fırsat oldu. Şirketin bir hissedarı olarak değişimi uygulamanın kolay olacağını düşünüyorum. Doğal malzemeler ve ahşap konusunda yapılan inovasyonları takip etme süreciyle ilgilenerek şirkette sürdürülebilir malzeme ve süreçleri geliştirmek üzerine yeni bir estetik kazandırmaya çalışıyorum.
Bir keresinde bir arkadaşınızın sizi omurgalı bir tasarımcı olarak tanımladığını belirtmiştiniz. Bu ne anlama geliyor?
Bu İtalyan tasarımcı arkadaşım Fabio Novembre’nin tanımlaması. O benim yaptığım işi bir objenin deri ve yüzeyinden (omurgasız, iskeletsiz halinden) ziyade o objenin yorum ve yapılanmasına (iskeletine) olan ilgi ve araştırmayla tanımlandığını söylüyor. Bu konu şu sıralar bir çok tasarımcının ilgi alanı.
Kaynak: Design Museum



tom dixon iyi bir tasarımcı deniyor belki gerçekten iyi bence eksik olan çok yönü var…daldan dala atlıyor. uzmanlığı nedir bence yok yaptığı tasarımların içinde uzmanlık gerrektiren hiç birşey yok üzgünüm ben böyle düşünüyorum……………………………………..